Köşe Yazıları

Afganistan Gerçeği Ve Laiklik

|
407 Görüntüleme
Feza Tuba Hatem Afganistan Gerçeği Ve Türkiye 'de Laiklik Üzerine
Bir ülkenin kaderi, hukukun kaynağını nerede aradığıyla yakından ilgilidir. Devlette mi, dinde mi, yoksa evrensel insan haklarında mı? Bugün Afganistan’da yaşananlar, bu sorunun somut ve sert bir cevabı gibi duruyor. Taliban’ın yeniden yönetimi ele geçirmesiyle birlikte kadınların kamusal hayattan sistematik biçimde dışlanması, kız çocuklarının eğitim hakkının kısıtlanması, ifade özgürlüğünün daralması ve yargı bağımsızlığının fiilen ortadan kalkması, yalnızca bir güvenlik meselesi değil; hukuk düzeninin kaynağına ilişkin bir tercihin sonucudur. Hukukun, çoğulcu ve denetlenebilir bir sistem yerine, tek bir inanç yorumuna dayandırılması; farklı olanın korunmasını değil, bastırılmasını beraberinde getirmiştir. Laiklik tam da burada bir “ideolojik tercih” değil, bir “hukuki güvence” olarak karşımıza çıkar. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu felsefesinde laiklik, din ve devlet işlerinin ayrılması kadar; devletin tüm inançlara eşit mesafede durması, bireyin inanç özgürlüğünü güvence altına alması ve hukukun kaynağını dünyevi, denetlenebilir normlara dayandırması anlamına gelir. Bu ilke, anayasal düzeyde koruma altındadır ve Türkiye’nin hukuk sisteminin temel direklerinden biridir. Laikliğin zayıfladığı her yerde ilk kırılanlar genellikle kadınlar olur. Çünkü kadın bedeni ve kadın hayatı, ideolojik düzenlemelerin en kolay müdahale alanıdır. Afganistan’da kız çocuklarının eğitimden mahrum bırakılması, kadınların çalışma hayatından dışlanması; yalnızca kültürel değil, hukuki bir geriye gidiştir. Oysa laik hukuk düzeni, kadını “aile içindeki rolü” üzerinden değil, “birey” olarak tanımlar. Türkiye’de laiklik zaman zaman yanlış anlaşılır: Sanki din karşıtlığıymış gibi sunulur. Oysa laiklik, devletin herhangi bir dini yorumun tarafı olmamasıdır. Bu tarafsızlık, inananı da inanmayanı da korur. Hukukun kaynağını kutsal metinlerin yorumu değil; anayasa, kanun ve evrensel insan hakları ilkeleri oluşturur. Bu da değiştirilebilir, eleştirilebilir ve denetlenebilir bir sistem demektir. Afganistan örneği, laikliğin değerini soyut bir tartışma olmaktan çıkarıp somut bir uyarıya dönüştürüyor. Laiklik, bir toplumun nefes borusudur. Farklılıkların bir arada yaşayabilmesinin, kadınların kamusal hayatta var olabilmesinin ve yargının bağımsız kalabilmesinin ön şartıdır. Bugün Türkiye’de laikliği tartışırken, onu yalnızca bir tarihsel kazanım olarak değil; günlük hayatın, özellikle kadınların ve çocukların güvencesi olarak görmek gerekir. Çünkü hukuk ya herkes için vardır ya da güçlü olanın yorumuna bırakılır. Afganistan’a bakmak, Türkiye’de laikliğin neden hâlâ hayati bir ilke olduğunu anlamak için yeterlidir.

Yorum Yazın

Yorum yazarak topluluk kurallarımızı kabul etmiş bulunuyor ve tüm sorumluluğu üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.