Köşe Yazıları

Siyaset Bu Değildir!

|
150 Görüntüleme
Sorumluların dikkatine: Bize 'acıyı siyasete alet etmeyin' diyenlerin o çok değerli huzurunu böldüğümüz için özür dileriz, ancak çocuklarımız okullarda can veriyor. Eğer sizin için de 'siyaset yapmak' sayılmayacaksa evlatlarımızı sarayların ve lüks makam araçlarının dışında, okullarda ve sokaklarda nasıl koruyabileceğimize ve yaşatabileceğimize dair bize yardımcı olabilir misiniz?"

Türkiye, okullarda art arda yaşanan saldırılarla yitirdiği çocuklarının yasını tutarken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan yine o tanıdık cümleleri duydu:

"Acılar siyasete alet edilmemelidir."

Ve hemen ardından şu idari nokta konuldu:

"Bakanlıklara talimatları verdim, gerekeni yapacaklar."

6 Şubat depreminde binlerce insan enkaz altında yaşamını yitirirken, yine bu cümleleri duymuştuk.

Soma ve Amasra maden facialarında, orman yangınlarında, kadın cinayetlerinde, terör saldırılarında...

Yaşanan her acı olayda, her ihmalde, devlet yetkililerinin sorumluluk aldığını görmek istediğimiz her durumda bu cümleleri duyduk.

İktidarın "acınızı sessizce yaşayın" çağrısı aslında ihmallerin üzerini örtmek, hesap sorma iradesini kırmak ve yönetenlerin rahatını bozacak her türlü hakikati susturmak içindi.

Bizden beklenen, evlatlarımızı toprağa verirken sessiz birer yas tutucu olmamız ama onların ışıltılı başarı hikayelerinde ellerimizde bayraklarla coşkulu alkışlar eşliğinde onları kutlamamızdı.

Günlerdir bu iki cümle üzerine düşünüyorum.

Buradan binlerce yıldır felsefenin ve son birkaç yüzyıldır da siyaset biliminin sorduğu şu soruyu tekrar sormak isterim; siyaset nedir?

Soruyorum…

Siyaset; vatandaşın en temel yaşama hakkını bir lütuf gibi talimatlara bağlayıp, geri kalan zamanda itibar adı altında israfın kitabını yazmak mıdır?

Siyaset; elinde on binlerce dolarlık çantalarla yoksulluk sabrı telkin etmek, öğrencilere "porsiyonlarınızı küçültün" tavsiyeleri vermek midir?

Siyaset; asgari ücretli bir babanın çocuğuna harçlık veremediği bir iklimde, meclis lokantasında bedavadan hallice fiyatlara ziyafet çekmek midir?

Siyaset; kendi evlatlarını binlerce kilometre öteye, Amerika’nın, Avrupa’nın o korunaklı ve seçkin kolejlerine parlak gelecekler inşa etsinler diye gönderirken bu ülkenin çocuklarına kendi okulunun bahçesinde savunmasız bir şekilde ölmeyi reva görmek midir?

Siyaset; Diyanet’in devasa bütçesiyle her geçen gün daha lüks makam araçları sergileyip, okulları temizlik personeli ve güvenlik bulamaz halde kaderine terk etmek midir?

Siyaset; kurumların kendi iradesini bir kenara iterek her türlü ihmali ve beceriksizliği “talimat bekliyoruz” uyuşukluğuyla meşrulaştırdığı bir tiyatro sahnesi midir?

Hayır, siyaset bu değildir ve asla olmamalıdır.

Siyaset, en yalın haliyle bir Toplum Sözleşmesi'dir.

Bizler özgürlüğümüzün bir kısmından, can güvenliğimizin sağlanması ve en temel doğal hakkımız olan yaşama hakkımızın korunması karşılığında vazgeçtik.

Eğer siyaset, millet enkaz altında can çekişirken ya da evlatlarını toprağa verirken "acılar siyasete alet edilmemelidir" diyerek aradan çekilmekse o saraylar, o ihtişamlı protokoller ve o bitmek bilmeyen lüks neyin bedelidir?

Eğer bir siyasi irade, yaşatamadığı halkına sadece sabır telkin ediyor, ihmallerini kader ile örtüyor ve sorumluluğu talimatlara hapsediyorsa, o kutsal sözleşme bizzat devlet eliyle yırtılmış demektir.

"Değerli" Bakanlarımıza soruyorum;

Bakanlıklar tek bir iradeden talimat alamadıkları zamanlarda tam olarak ne yapıyorlar?

Tam da atandıkları görevler için yaratılmış "liyakatli" bakanlarımız, talimat gelmeden önlem alacak, işlerini yapacak olurlarsa altın yaldızlı koltuklarından olacaklarından mı korkuyorlar?

Bu sorular hiçbir zaman cevap bulmayacak, biliyorum.

Ancak şunu da biliyorum ki; eğer siyasetçiler, kendi çocuklarını korumak için devletin tüm imkanlarını seferber edip, halkın çocuğunun ölümünü "siyasete alet etmeyin" diyerek geçiştiriyorsa orada siyaset bitmiş, o 'Leviathan' çökmüş demektir.

Çünkü devlet, birilerinin itibar içinde yaşatıldığı bir mülk değil, her bir vatandaşın güven içinde yaşatıldığı kurumlar bütünüdür.

Çünkü devlet, birilerinin çocuklarını yurt dışında yaşatma projesi değildir, tüm çocukları yurt içinde hayatta tutma sözleşmesidir.

Biz bu toplumsal sözleşmeyi, ülkemiz saraylar ülkesi olsun diye değil, çocuklarımız okuldan evlerine sağ salim dönebilsinler diye imzaladık.

Yorum Yazın

Yorum yazarak topluluk kurallarımızı kabul etmiş bulunuyor ve tüm sorumluluğu üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.