Bazen insan binlerce düğüm çözer zihninde, ama kendi hayatından bir düğüm bile eksilmez. Spinoza’dan Nietzsche’ye kadar varlığın anlamını kovalarken, bir bakarsınız ki en büyük gurbeti kendi içinizde yaşamaya başlamışsınız. Dışarıdaki dünya bir durak, içerideki dünya ise ucu bucağı görünmeyen bir kuyu. İşte o kuyunun dibinden, sabaha karşı 5 sularında dökülen mısralar. Kendine yabancılaşan, ama kendinden uzağa da kaçamayan bir adamın hisleri.
Gizlendi içime bir derin sancı,Derdimi bir dosta açamıyorum.
Ruhum bedenime artık yabancı,
Kendimden uzağa kaçamıyorum.
Ne bir liman kaldı, ne de bir gemi,Kaybettim uğrunda her bir hanemi.
Kendimde gizleyip bütün alemi,
Bir yıldız ışığı saçamıyorum.
Tükendi umudum, boynum büküldü,Yaşamak ipliğim kökten söküldü.
Gözlerimden son kez yaşlar döküldü,
Ölümden öteye geçemiyorum.
Adını anmakla geçiyor zaman,Ne vakit dinecek kopan bu tufan?
İçimde büyütüp binlerce yalan,
Doğruyu yanlıştan seçemiyorum.
Dünya bir duraktı, yol bitti burda,Yem oldum sonunda aç kalan kurda.
Sürgün edilip de bu yalan yurda,
Gönül gurbetinden göçemiyorum.
Kendi içimde bir kuyu kazmışım,
İçinde binlerce düğüm çözmüşüm.
Varlıktan, yokluktan artık bezmişim,
Kendime bir kefen biçemiyorum.
Ölümden öteye geçemiyorum
Yorum Yazın