Tarihin yalnızca geçmişte yaşanmış olayların toplamı olmadığını; bir milletin hafızası, karakteri ve geleceğe bırakılmış iradesi olduğunu anlatan, edebî yoğunluğu yüksek bir köşe yazısı hazırladım:
Göğün Altında Unutulan Yeminler
"Türk, Oğuz beyleri, milleti işitin!
Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe Türk milleti, ilini ve töreni kim bozabilecek idi?"
Yüzyıllar öncesinden yankılanan bu ses, yalnızca taşa kazınmış birkaç cümle değildir.
Bu ses; bir milletin hafızasıdır.
Bir devlet aklıdır.
Bir uyarıdır.
Orhun Yazıtları’ndan bugüne ulaşan bu çağrı, aslında bize tek bir hakikati hatırlatır:
Milletleri dış düşmanlardan önce kendi unutkanlıkları yıkar.
Çünkü tarih, yalnızca övünmek için anlatılan kahramanlık hikâyeleri değildir. Tarih; hataları görüp aynı uçuruma yeniden düşmemek için tutulmuş bir aynadır. Eğer bir toplum geçmişine sadece alkış tutuyor ama ondan ders çıkarmıyorsa, zamanla kendi köklerinden kopmaya başlar.
Bugün dilimizi yabancı kelimelerin gölgesine terk ederken, kültürümüzü birkaç günlük heveslere değişirken, tarihimizi yalnızca belirli günlerde hatırlarken aslında fark etmeden en büyük çözülmeyi yaşıyoruz. Çünkü millet olmanın temeli sadece aynı toprakta yaşamak değildir; aynı hafızayı taşımaktır.
Dil giderse düşünce gider.
Düşünce giderse kimlik gider.
Kimlik giderse geriye yalnızca kalabalıklar kalır.
Bir millet önce kelimelerinde çözülür. Sonra değerlerinde… Ardından birlik duygusunda… Ve en sonunda başkalarının yazdığı tarihin figüranı hâline gelir.
Oysa ecdadımız “töre” derken sadece kanunlardan söz etmiyordu. Töre; ahlâktı, vicdandı, devlet terbiyesiydi, aileydi, saygıydı, milleti millet yapan ortak ruhtu. Bugün kaybettiğimiz her değer, aslında o törenin biraz daha silinmesidir.
Ne acıdır ki artık çocuklarımız geçmişini bilmeden büyüyor.
Dedelerinin hangi mücadelelerden geçtiğini öğrenmeden…
Bu vatanın hangi bedellerle korunduğunu hissetmeden…
Tarihini bilmeyen nesillerin geleceği başkalarının ellerinde şekillenir.
Bu yüzden tarihimize sahip çıkmak yalnızca hamasi sözler söylemek değildir. Sosyal medyada birkaç cümle paylaşmak da değildir. Asıl sahip çıkmak; konuştuğumuz dilde, yetiştirdiğimiz çocukta, okuduğumuz kitapta, savunduğumuz değerde ve günlük hayatımızdaki duruşumuzda belli olur.
Çünkü gerçek bağlılık sloganlarda değil; yaşayıştadır.
Unutulmamalıdır ki göğü yıkacak olan da, yeri delecek olan da çoğu zaman düşman değil; kendi benliğinden uzaklaşan milletlerin gafletidir.
Ve tarih…
Ders alınmadığında tekerrür etmekten hiç vazgeçmez.
Yorum Yazın