Ayetullah KILIÇOĞLU
Ayetullah KILIÇOĞLU

İnşaat Sektöründe Maliyet Artışları: 2018 Döviz Krizinden Günümüze Bir Değerlendirme

Yayınlanma: 18 Haziran 2026
İnşaat Sektöründe Maliyet Artışları: 2018 Döviz Krizinden Günümüze Bir Değerlendirme

Türkiye ekonomisi son yıllarda birçok ekonomik kırılmaya sahne olmuştur. Bunların arasında 2018 yılında yaşanan döviz krizi, yalnızca finansal piyasaları değil, reel sektörü de derinden etkileyen dönüm noktalarından biri olarak hafızalara kazınmıştır. Türk Lirası'nın kısa sürede yaşadığı değer kaybı, finansman maliyetlerinden üretim giderlerine kadar pek çok alanda zincirleme sonuçlar doğurmuştur. Aradan geçen yıllara rağmen açıklanan veriler, o dönemin etkilerinin bazı sektörlerde hâlâ hissedildiğini göstermektedir.
Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) açıkladığı son verilere göre inşaat maliyet endeksi aylık bazda yüzde 2,73, yıllık bazda ise yüzde 28,58 artış göstermiştir. Böylece yıllık maliyet artışı son 16 ayın en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Özellikle işçilik ve malzeme maliyetlerinde yaşanan yükseliş, sektör üzerindeki maliyet baskısının devam ettiğini ortaya koymaktadır.
Bu veriler ilk bakışta yalnızca maliyetlerdeki artışı göstermektedir. Ancak konu daha geniş bir perspektiften ele alındığında, bugünkü maliyet baskısının temelinde geçmiş yıllarda yaşanan ekonomik kırılmaların etkilerinin bulunduğu söylenebilir. Özellikle 2018 döviz krizi sonrasında oluşan maliyet yapısı, sektörün bugünkü görünümünü anlamak açısından önemli ipuçları sunmaktadır.
2018 yılında yaşanan döviz krizi, Borsa İstanbul'da işlem gören sektörleri aynı ölçüde etkilememiştir. Yapılan akademik çalışmalar, inşaat, imalat, finans, teknoloji ve madencilik sektörleri arasında belirgin performans farklılıkları bulunduğunu ortaya koymaktadır. Likidite ve kârlılık göstergeleri incelendiğinde, sektörlerin kriz dönemlerine farklı dayanıklılık seviyeleriyle girdiği ve farklı sonuçlarla karşılaştığı anlaşılmaktadır.
Araştırma sonuçları, inşaat sektörünün krizden en fazla etkilenen alanların başında geldiğini göstermektedir. Kriz yılı içerisinde aktif kârlılığı, özsermaye kârlılığı ve net kâr marjı gibi temel finansal göstergelerinin negatif değerlere gerilemesi, sektörün finansal açıdan ne kadar kırılgan bir yapıya sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Buna karşılık imalat sektörü daha dengeli bir performans sergilemiştir. Özellikle ihracat yapan işletmeler açısından döviz kurlarındaki yükselişin gelir artırıcı etkisi, sektörün kriz sonrasında toparlanmasını desteklemiştir. 
Teknoloji ve madencilik sektörleri ise güçlü likidite yapıları ve yüksek kârlılık oranlarıyla dikkat çekmiştir. Bu sektörlerin kriz döneminde dahi güçlü finansal göstergeler ortaya koyması, ihracat kapasitesi ve yüksek katma değer üretiminin önemini bir kez daha göstermektedir.

Tablo 1. 2018 Yılı Sonunda Borsa İstanbul Sektörlerinin Finansal Oranlarının Karşılaştırılması

Finansal Rasyolar (%) İnşaat İmalat Finans Teknoloji Madencilik
Cari Oran (Dönen Varlık / KVYK) 1,65 1,64 2,30 2,16 10,24
Asit-Test Oranı ((Dönen Varlık - Stoklar) / KVYK) 1,25 0,99 1,54 1,77 8,98
Nakit Oranı ((Hazır Değerler + Menkul Kıymetler) / KVYK) 0,41 0,23 0,46 0,40 8,17
ROA (Aktif Karlılık Oranı : (Dönem Net Karı / Toplam Varlıklar)) -3,34 4,61 3,29 8,86 23,11
ROE (Özsermaye Karlılığı Oranı : (Dönem Net Karı/ Özsermaye)) -1,46 9,49 4,75 16,61 25,27
Net Kâr Marjı (Dönem Net Karı / Net Satışlar)) -5,26 4,00 18,18 13,54 2.275,68

Kaynak: KAP, Veri Analiz Platformu'nda yer alan sektör verilerinden yararlanılarak hazırlanmıştır.

Tablo 1 incelendiğinde, 2018 yılında yaşanan döviz krizinin sektörler üzerinde homojen bir etki yaratmadığı açıkça görülmektedir. Likidite göstergeleri bakımından madencilik sektörünün diğer sektörlerden belirgin biçimde ayrıştığı, teknoloji sektörünün ise güçlü finansal yapısını koruduğu dikkat çekmektedir. Buna karşılık inşaat sektöründe özellikle kârlılık göstergelerinde yaşanan bozulma, krizin sektör üzerindeki olumsuz etkisini açık biçimde ortaya koymaktadır. İmalat sektörü daha dengeli bir görünüm sergilerken, mali sektörün kriz sonrası dönemde kârlılık performansını artırdığı görülmektedir. Bu bulgular, döviz krizlerinin sektörleri aynı ölçüde etkilemediğini ve sektörlerin faaliyet yapıları ile gelir kaynaklarının kriz dönemlerinde belirleyici rol oynadığını göstermektedir. Bugün ortaya çıkan tablo ise dikkat çekici bir gerçeğe işaret etmektedir. Son dönemde enflasyon oranlarında görece bir yavaşlama eğilimi görülmesine rağmen inşaat maliyetleri yüksek seyrini korumaktadır. Başka bir ifadeyle, genel fiyat seviyesindeki artış hızının düşmesi, inşaat sektöründeki maliyetleri aynı ölçüde aşağı çekmemektedir. Bu durum, enflasyonla mücadelede elde edilen kazanımların sektörün maliyet yapısına henüz tam olarak yansımadığını göstermektedir İnşaat maliyetlerindeki yükseliş yalnızca sektör temsilcilerini ilgilendiren teknik bir veri niteliği taşımamaktadır. Bu artış, doğrudan konut fiyatlarını, kira bedellerini ve yatırım maliyetlerini etkilemektedir. Konut arzının artırılmasının hedeflendiği bir dönemde maliyet baskısının devam etmesi, yeni projelerin hayata geçirilmesini zorlaştırabilir. Bunun sonucunda ise piyasadaki konut arzı istenilen hızda artış gösterememekte, konut fiyatları ve kiralar üzerindeki baskı devam etmektedir Aslında 2018 döviz krizi ile günümüzdeki maliyet artışları arasında önemli bir ilişki bulunmaktadır. Kur şokları yalnızca yaşandıkları dönemi etkilememekte, üretim maliyetleri, fiyatlama davranışları ve yatırım kararları üzerinde uzun yıllar etkisini sürdürmektedir. İnşaat sektörü de bu etkinin en belirgin hissedildiği alanlardan biri olarak öne çıkmaktadır. Döviz kurlarındaki yükselişle artan girdi maliyetleri zaman içerisinde kalıcı hale gelirken, enflasyondaki düşüşler aynı hızla maliyetlerde gerileme yaratmamaktadır Bu durum, ekonomik istikrarın yalnızca enflasyon oranları üzerinden değerlendirilmesinin yeterli olmadığını göstermektedir. Üretim maliyetlerini azaltacak, yerli girdi kullanımını teşvik edecek ve finansmana erişimi kolaylaştıracak politikalar da en az fiyat istikrarı kadar önem taşımaktadır. Aksi halde enflasyonda yaşanan gerilemeye rağmen sektörlerin üzerindeki maliyet baskısı varlığını korumaya devam etmektedir.

Sonuç olarak, 2018 döviz krizinin bıraktığı izler ile bugün açıklanan inşaat maliyeti verileri birlikte değerlendirildiğinde önemli bir gerçek ortaya çıkmaktadır: Ekonomik krizler sona erse bile etkileri uzun yıllar boyunca hissedilmektedir. İnşaat maliyet endeksindeki son yükseliş, ekonomik istikrarın yalnızca enflasyon rakamlarıyla ölçülemeyeceğini, sektörlerin üretim ve maliyet dinamiklerinin de aynı dikkatle takip edilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Ekonomik göstergeler yalnızca bugünü değil, geçmişten bugüne uzanan yapısal sorunları da yansıtmaktadır. İnşaat sektöründe yaşanan maliyet artışları da bu gerçeğin en somut örneklerinden birini oluşturmaktadır. Dolayısıyla mesele yalnızca enflasyonun hangi seviyeye gerilediği değil, maliyetlerin ne ölçüde kontrol altına alınabildiği sorusunda düğümlenmektedir. Kalıcı ekonomik istikrar da tam olarak bu noktada anlam kazanmaktadır.

Not: Bu çalışmada kullanılan finansal oranlar nominal veriler üzerinden hesaplanmıştır. Özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde finansal tablo kalemleri fiyat artışlarından doğrudan etkilenebildiğinden, elde edilen sonuçların değerlendirilmesinde enflasyonun etkisinin dikkate alınması önem taşımaktadır. Daha sağlıklı ve karşılaştırılabilir sonuçlara ulaşabilmek için gelecekte yapılacak çalışmalarda verilerin enflasyondan arındırılarak reel değerler üzerinden analiz edilmesi, sektörlerin gerçek performanslarının daha net ortaya konulmasına katkı sağlayacaktır.

Yasal Uyarı: Bu yazıda yer alan değerlendirmeler, kamuya açık veriler ve akademik analizler çerçevesinde hazırlanmıştır. Yazıda yer alan bilgi, yorum ve değerlendirmeler herhangi bir yatırım tavsiyesi niteliği taşımamaktadır. Sermaye piyasalarında alınacak yatırım kararları, kişilerin risk ve getiri tercihleri doğrultusunda yetkili kuruluşlardan alınacak profesyonel danışmanlık hizmetleri kapsamında değerlendirilmelidir. Yazının içeriğinden kaynaklanabilecek doğrudan veya dolaylı sonuçlardan yazar sorumlu tutulamaz.

Yorumlar

  • Serdar Demir

    Gayet ilgi çekici ve güzel bir yazı olmuş, tebrik ederim.
  • Gökhan Yılmaz

    Aslında inşaat sektörü ülkemizde daima kırılgan bir yapıda olmuştur. Enflasyonist durumun küçük bir yansıması olan sektör, GSYİH içinde de ciddi bir dilimi temsil etmektedir. Yazar güzel ve güncel bir konuya değinmiş aslında.

Yorum Yazın