1632 yılında Amsterdam’da Sefarad Yahudisi bir ailede doğan Spinoza, geleneksel dini eğitimlerin yanı sıra kapsamlı bir dil eğitimi de alır. Bu süreçte Tevrat ve Talmud üzerine derinleşir; fakat zihni, karmakarışık ve tutarsız dini bilgiler içerisinde rasyonel bir savaş verir. Mucize kavramının mantıksal boşlukları, Tanrı’nın antropomorfik (insan biçimli) tasviri ve din-toplum ilişkisinin sorgulanamaz yapısı gibi unsurlar onu içten içe rahatsız etmeye başlar. Bir de üstüne, eski bir Cizvit olan radikal düşünür Francis van den Enden’den aldığı felsefe dersleriyle yönünü tamamen eleştirel alana çevirince, Yahudi geleneğinin belki de en radikal muhalifi haline gelir.
Elbette Yahudi cemaati bu duruma sessiz kalmayacaktı. Onu "sapkın" ilan ederek "cherem" cezasına çarptırdılar. Onu cemaatten koparan, sosyal bağlarını kesen, onunla alışveriş yapmayı bile yasaklayan ve varlığını lanetleyen o meşhur metin, aslında bir bireyin toplum tarafından nasıl yalnızlaştırılabileceğinin en güzel örneğiydi. Metindeki beddualar ise tüyler ürperticiydi:
Bilgi tazelemek gerekirse; Elyesa peygamber, kendisiyle "kel kafalı" diyerek alay eden bir grup çocuğu lanetlemiş, o anda ormandan çıkan iki dişi ayı 42 çocuğu parçalayarak öldürmüştür. Hahamların, henüz 20'li yaşlarının başında olan Spinoza için bu laneti seçmesi muhtemelen onun gençliğine ve otoriteye karşı olan "alaycı" tavrına bir göndermeydi. Neyse ki bu lanet Spinoza üzerinde fiziksel bir etki yaratmadı; bildiğimiz kadarıyla herhangi bir ayı saldırısına uğramadı. Yaygın kanaate göre geçimini sağlamak için yonttuğu merceklerin tozları, ciğerlerini yavaş yavaş söndürdü ve 1677 yılında, henüz 44 yaşındayken sessiz sedasız bu dünyadan göçtü."Gündüz lanetli olsun, gece lanetli olsun. Yattığında lanetli olsun, kalktığında lanetli olsun... Elyesa’nın çocuklara okuduğu lanetle lanetli olsun!"
Spinoza’nın felsefe tarihindeki yeri doldurulamaz bir noktadadır. Hegel onun için, "Ya Spinozacısınızdır ya da hiç filozof değilsinizdir" diyerek bu önemi vurgular. Hegel’in felsefesinden oldukça uzak olan Friedrich Nietzsche bile onu okuduğunda adeta ruh ikizini bulmuş gibi hissetmiş ve dostu Franz Overbeck’e yazdığı bir mektupta şöyle demiştir:
Spinoza’nın aforozla başlayan o büyük yalnızlığı, aslında modern düşüncenin zirvelerinde yankılanacak evrensel bir diyaloğa dönüşmüştü. Bugün sizlere tanıdığım en harika filozofu kısaca anlattım. İlerleyen yazılarımda onun düşünce dünyasından, ahlak anlayışından ve Tanrı tasavvurundan daha detaylı bahsetmek üzere, sağlıcakla kalın, hoşçakalın."Kesinlikle afallamış durumdayım, tam anlamıyla aklım başımdan gitti! Bir selefim varmış. Hem de ne selef! Spinoza'yı hemen hiç bilmiyordum. Bütünüyle benim gibi eğilimleri olması bir yana, bu muazzam ve yalnız düşünürün beş merkezi noktasında kendimi onun öğretisinin içinde keşfettim: irade özgürlüğünü, amacı, dünyanın ahlaki düzenini, bencil olmayanı, kötülüğü reddediyor. Özetle, sıklıkla yüce dağlarda olmak gibi beni nefessiz bırakan teklik hissim artık en azından bir ikilik hissi oldu."
Yorum Yazın