Aleyna Kalaycıoğlu üzerinden dönen tartışmalar, aslında tek bir kişinin hayatından çok daha fazlasını anlatıyor. Bu tartışmalar bize toplumun nerede durduğunu, neye göz yumduğunu ve neyi normalleştirdiğini gösteren bir ayna tutuyor.
Bugün bir ilişki başladığında kimse “nasıl başladı?” diye sormuyor. Ama işin içinde bir üçüncü kişi, bir kırılma, bir yönlendirme, hatta iddia edilen bir “azmettirme” varsa, o zaman mesele artık sadece duygusal değil; aynı zamanda hukuki ve ahlaki bir boyut kazanıyor.
Türk Ceza Kanunu açısından bakıldığında azmettirme, bir kişiyi suç işlemeye bilerek ve isteyerek yönlendirmek anlamına gelir. Ancak burada kritik nokta şu: Her “yönlendirme” ya da “etki” azmettirme değildir. Ortada bir suç yoksa, azmettirmeden de söz edilemez. Yani bir kişinin ilişki tercihleri, ne kadar etik dışı bulunursa bulunsun, tek başına “azmettirme” kavramı içine sokulamaz. Hukuk burada nettir; duygularla değil, somut suç ve kast ile hareket eder.
Ama mesele sadece hukuk değil.
Asıl çürüme, insanların artık başkalarının hayatlarına zarar verme pahasına kendi mutluluklarını inşa etmeyi meşru görmeye başlamasında. Bir başkasının ilişkisine müdahale etmek, bir bağı koparmak ya da kopuş sürecini hızlandırmak… Bunlar belki ceza hukuku kapsamında suç olmayabilir ama toplumsal vicdan açısından ciddi bir erozyona işaret eder.
Daha da düşündürücü olan ise şu:
Eskiden bu tür durumlar ayıplanırdı, şimdi ise magazin malzemesi oluyor. Tartışılıyor, konuşuluyor, sonra unutuluyor. Ve en tehlikelisi, normalleşiyor.
Bugün bir kişi başkasının ilişkisine müdahale ettiğinde, yarın aynı şeyin kendisine yapılmayacağının hiçbir garantisi yok. Çünkü normlar çöktüğünde, herkes risk altındadır.
Toplumun çürümesi büyük olaylarla başlamaz. Küçük “boş ver”lerle başlar.
“Bana ne”lerle büyür.
“Normal artık” denildiği anda da kalıcı hale gelir.
Belki de asıl sormamız gereken şu:
Biz gerçekten neyi normal kabul etmeye başladık?
Yorum Yazın