Vama Haber
Vama Haber

Sırrı’sız Kalan Bir Ülkeye Veda

Yayınlanma: 04 Mayıs 2025
4 Görüntüleme
Ayhan YILMAZ / Vama Haber Genel Yayın Yönetmeni Bugün içimizde bir boşluk var. Sadece bir insanı değil, bir dönemi, bir dili, bir bakışı uğurladık. Sırrı Süreyya Önder’i kaybettik. Ve artık Türkiye, onun sesiyle bir daha konuşamayacak. Sırrı Süreyya’yı tarif etmek kolay değil. O bir siyasetçiydi, evet. Ama bildiğimiz türden bir siyasetçi değil. Onu sadece Meclis’te yaptığı etkileyici konuşmalarla, çözüm sürecindeki rolüyle, barış diliyle sınırlamak eksik olur. O bir şairdi, bir yönetmendi, bir oyuncuydu, bir devrimciydi, bir mizah ustasıydı. En çok da, halkın ta kendisiydi. Sokakta yürüyen, kahvede oturan, mitingde haykıran, filmde ağlayan, kürsüde gülen... Onun içinde hepsi vardı. Onun siyaset yapma biçimi, ezber bozan bir halkçılığın ve zarif bir muhalefetin bileşimiydi. O, karikatür gibi gösterilen politik kimliklerin içinde insanı, düşünceyi, acıyı ve ironiyle yoğrulmuş bir zekâyı taşıyan nadir figürlerden biriydi. Sırrı’nın Meclis kürsüsünden yaptığı o meşhur konuşmaları hatırlayın. Öfkesini şiire dönüştürmeyi bilen bir adamdı o. Dili kırmadan da karşı çıkılabileceğini gösteren bir üslubu vardı. Kimi zaman sinirden güldürür, kimi zaman kahkahalarla ağlatırdı. Öyle bir sesi vardı ki, bir cümlesiyle salonda sessizlik olurdu. Sonra o sessizlikte bir düşünce filizlenirdi. Ve tabii ki sinema… “Behzat Ç. Ankara Yanıyor” onun elinden çıkma bir çığlıktı. O filmde sokaklar konuşur, suskunlar anlatır, sistem eleştirilirdi. “Yol” filmini yazan bir Yılmaz Güney geleneğinden gelen Sırrı, halkın hikâyelerini görmezden gelmeyen bir sinemacıydı. Sineması da siyaseti gibi: keskin ama şefkatliydi. Sırrı Süreyya, belki de en çok “çözüm süreci” denince hatırlanacak. Barışın mümkün olduğuna inanan biriydi. Onca karşıtlık içinde köprü olmaya çalıştı. “Birbirimize küfretmeden yaşayabiliriz,” diyordu. Onun hayal ettiği Türkiye, farklılıkların birbirine düşman olmadığı, ortak acılardan ortak umutlar üretebilen bir ülkeydi. Elbette bu yol kolay değildi. Eleştirildi, dışlandı, hedef gösterildi. Ama o her zaman “birleştiren” olmaya çalıştı. Bir gazeteciye “Benim tek davam barıştır,” dediğinde, gözleri dolmuştu. Çünkü o, barış için yalnızca siyaset yapmadı. Kalemiyle, kamerasıyla, sesiyle, bazen bir şiirle, bazen bir espriyle mücadele etti. Bugün onu sonsuzluğa uğurlarken ardında büyük bir eksiklik bırakıyor. Ama aynı zamanda bir miras da bırakıyor: cesaretin, zarafetin, mizahın ve halktan yana bir siyasetin mirası. Şimdi sokaklar biraz daha sessiz. Filmler biraz daha eksik. Meclis çok daha renksiz. Ama hafızamızda, “Kürsüden halk gibi konuşan adam” olarak hep kalacak. Sırrı Süreyya Önder... Güle güle güzel adam. Barışa yazdığın şiirler bizimle kalacak.

Yorum Yazın