Sena Nur Uslu
Sena Nur Uslu

TOPLUMUN DİLSİZLEŞTİĞİ AN

Yayınlanma: 26 Aralık 2025
TOPLUMUN DİLSİZLEŞTİĞİ AN

Toplum Niçin Susar?

Toplumlar haklarını ses çıkararak ararlar. Bu ses bazen meydanlarda yükselen sloganlarda, bazen bir şarkının sözlerinde, bazen de bir yazarın kaleminde vuku bulur. Çünkü söz sadece konuşmaya yaramaz. Söz, aynı zamanda direnerek yaşamanın bir göstergesidir.

Ancak her şeyin bir bedeli olduğu gibi ses çıkarmanın da bir bedeli vardır. Bu bedel çoğu zaman toplumun sadece bir kısmına ödetilir. Bedel ödeyenler ise her şeye rağmen direnmeye devam ederler. Tarih boyunca bunun sayısız örneğine şahit olduk.

Örneğin; özgürlük isteği yüzünden darağacına gönderilen gençler, düşüncelerinden vazgeçmediği için sürgün edilen filozoflar, yazdığı yazı yüzünden hapse atılan yazarlar, gerçeği gün yüzüne çıkarmak için öldürülen gazeteciler ve binlercesi...

Onlar susmamış ama çoğu zaman destek görmemişlerdir. Geri kalanlar ise korkularına yenik düşmüştür. Korku, yavaş yavaş bütün toplumu esir almış ve bir alışkanlığa dönüşmüştür.

İnsan ölümle burun buruna geldiğinde susmanın konforunu fark etmiş; korkusu ağır bastığı için sessizliğin limanına sığınmıştır. Direnenler ise seslerin azaldığını görünce, “Biz kim için savaşıyoruz?” sorusuyla karşılaşmış ve mücadele etmekten vazgeçmişlerdir.

Toplum Niçin Susar?

Toplum, korktuğu için susar.

Bazen kendi için, bazen sevdiklerini korumak için, bazen de ülkesi için sessizliğe gömülür. Konuşmanın yararsızlığıyla yüzleşince susmaya mecbur kalır. Yalnız kaldığını hissettiğinde sessizliği tercih eder. Umudu tükendiğinde, çaresiz kaldığında ve susmanın da bir bedeli olduğunu fark ettiğinde susar.

Bir toplum, toplum olma işlevini yitirdiğinde susar. Çünkü bilir ki susmak en kolay yoldur. Hatta bazen susmanın ödüllendirildiğini bile görür. Sessizlik, çoğu zaman bir tercih değil, bir mecburiyettir.

Roma İmparatorluğu zamanında kölelerin efendilerine karşı çıkmalarını engellemek için en sert cezalar uygulanırdı. Orta Çağ döneminde farklı düşünenler ateşte yakılarak susturulurdu. 20. yüzyılın diktatörlüklerinde insanlar inandıkları uğruna canlarını feda ettiler.

Sessizlik baskıyla var oldu. Toplum önce korkuyla susturuldu. Sonra da umutsuzluğa sürüklendi.

Sessizliğin tek nedeni elbette korku değildir. Konfor da sessizliğin oluşmasını sağlar. İnsanlar alışkanlıklarından kolay kolay vazgeçmezler. Sırf kendi rahatı bozulmasın diye sessizliği tercih ederler.

“Ben konuşsam ne değişir ki?” düşüncesi etrafa yayıldığında sessizlik normalleşir. 1930’lu yıllarda Almanya’da insanların çoğu, başkalarının gördüğü haksızlıkları yok saydı. Suskunluk büyük felaketlere yol açtı.

Bu örnekten anlaşılacağı üzere toplumlar sessiz kalarak da suç ortağı olabilirler. Keza bugün Filistin’de olanları görmezden geldiğimiz için İsrail rahat rahat savaş suçları işliyor.

Ama her suskunluğun bir sonu vardır.

Osmanlı’nın son zamanlarında yıllarca suskunluğu tercih eden halk, bir süre sonra bağımsızlık için sessizliği bozup ayağa kalktı. Latin Amerika’da diktatörlükler yıllarca toplumu ezdi ve onları susturdu. Fakat bir süre sonra bu sessizlik yerini büyük bir haykırışa bıraktı.

Bir toplum ne kadar bastırılırsa bastırılsın, günün birinde daha güçlü bir şekilde haykırır.

Sonuç olarak bir toplumun susmak için tek bir nedeni yoktur. Korku, zulüm, baskı, umutsuzluk, alışkanlıklar, çıkar ilişkileri ve daha binlerce şey sessizliğe neden olur.

Ancak sebeplerin çokluğu sizi yanıltmasın. Ses çıkarmak; kendimiz, sevdiklerimiz, geleceğimiz, hatta düşmanlarımız için bile gereklidir.

Bir toplum konuştukça var olur.

Hepimiz biliyoruz ki susmak bir çözüm değildir. Hatta yaşamak başlı başına bir direniştir. Biz, bir şeylere karşı çıkarak varlığımızı sürdürürüz. Zulme “dur!” demediğimiz sürece yaşamamızın bir anlamı yoktur.

Var olmak için ses çıkarmak ve mücadele etmek gerekir.

Yorum Yazın