Şerife TEKMEN  TÜRK
Şerife TEKMEN TÜRK

Alkışın Yönü

Yayınlanma: 22 Haziran 2026
Alkışın Yönü
Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada peş peşe karşıma çıkan görüntülere bakarken düşündüm. Sınavdan çıkan çocuğunu koca bir çiçek buketiyle karşılayan aileler, kreş mezuniyetleri için düzenlenen adeta düğün görkemindeki organizasyonlar, lise mezuniyetlerinde savaş kazanmış bir komutan edasıyla yapılan kutlamalar...
Elbette evlatlarımızın mutluluğunu paylaşmak, onların başarılarını takdir etmek hepimizin en doğal hakkıdır. Ancak insan bazen durup şu soruyu sormadan edemiyor: Acaba alkışın yönünü mü şaşırdık?
Bir futbolcunun transferi için ödenen astronomik rakamlar, bir maç uğruna yapılan milyonlarca liralık harcamalar, günlerce süren kutlamalar ve gösteriler... Öte yandan matematik olimpiyatlarında dünya derecesi alan gençler, fizik alanında uluslararası başarı elde eden öğrenciler, bilimsel çalışmalarla ülkesini temsil eden araştırmacılar, sanatın farklı dallarında dünya çapında ödüller kazanan gençler ve ülkemizi gururlandıran sporcular...
Ne yazık ki çoğu zaman onların başarıları birkaç satırlık haberle geçiştiriliyor.
Bir tarafta bir futbol maçının ardından sabaha kadar süren kutlamalar, diğer tarafta insanlığın geleceğine katkı sunabilecek bilimsel başarıların sessizce karşılanması...
Bu tablo bana sadece bir tercih meselesi gibi görünmüyor. Bu, aynı zamanda hangi değerleri ön plana çıkardığımızın da göstergesi.
Çocuklarımızı sürekli ve ölçüsüz şekilde ödüllendirmek de ayrı bir sorun olarak karşımızda duruyor. Henüz yolun başındaki her adımı büyük zafer gibi sunmak, her küçük başarıyı olağanüstü bir olaymış gibi kutlamak; zamanla çocuklarımızda emek ile ödül arasındaki dengeyi bozabiliyor. Hayatın gerçekleriyle karşılaştıklarında ise aynı ilgiyi ve alkışı göremeyen gençler büyük hayal kırıklıkları yaşayabiliyor.
Takdir elbette gereklidir. Hatta insanı geliştiren en önemli motivasyon kaynaklarından biridir. Ancak takdirin de bir ölçüsü olmalıdır. Çünkü zamansız ve gereğinden fazla verilen ödül, çalışmanın değerini artırmak yerine azaltabilir. Emekle kazanılan başarı hissi yerini sürekli onay bekleyen bir ruh hâline bırakabilir.
Belki de yeniden düşünmemiz gereken şey, neyi alkışladığımızdır.
Bir ülkenin geleceği yalnızca tribünlerde atılan sloganlarla değil; laboratuvarlarda sabahlayan gençlerle, kitapların arasında kaybolan öğrencilerle, sanatın peşinden giden idealist insanlarla ve ülkesini uluslararası platformlarda başarıyla temsil eden bilim insanlarıyla şekillenir.
Toplum olarak alkışlarımızı biraz daha adil dağıtabilsek, belki çocuklarımız da hangi yolda yürümenin gerçekten değerli olduğunu daha net görebilirler.
Çünkü gelecek, en çok ses çıkaranların değil; en çok üretenlerin omuzlarında yükselecektir.

Yorum Yazın