Zor zamanlardan geçiyoruz…
İnsanların birbirine tahammülünün azaldığı, gülümsemelerin eksildiği, kalabalıkların içinde yalnızlığın çoğaldığı günlerdeyiz. Her yeni güne yeni bir kaygıyla uyanıyor; savaşların, ekonomik sıkıntıların, şiddetin ve adaletsizliklerin gölgesinde yaşamaya çalışıyoruz.
Bazen öyle bir hâl alıyor ki hayat; insanın içinden ne konuşmak geliyor ne de kutlama yapmak… İşte tam da böyle zamanlarda bayramların gerçek anlamı daha kıymetli hâle geliyor.
Çünkü bayram sadece takvimde yazan özel bir gün değildir.
Bayram; insanın insana yeniden yaklaşabilmesidir.
Bir kırgınlığın sessizce son bulması, bir kapının umutla çalınması, bir çocuğun yüzündeki tebessüm, yaşlı bir annenin “geldiniz ya…” diyerek gözlerinin dolmasıdır.
Bayram; kaybettiğimiz değerleri yeniden hatırlatan manevi bir duraktır.
Modern dünyanın telaşı içinde unuttuğumuz merhameti, paylaşmayı, vicdanı ve kardeşliği yeniden kalbimize çağırır.
Belki sofralar eskisi kadar zengin değildir.
Belki herkes sevdikleriyle aynı masada oturamıyordur.
Belki bazı evlerde eksik sandalyeler, yarım kalan cümleler vardır.
Ama yine de bayram; insanın içindeki karanlığa rağmen bir ışık yakabilmesidir.
Çünkü umut bazen en çok yokluğun ortasında büyür.
Bir mesajla hatırlanmak, samimi bir “iyi bayramlar” dileği duymak bile insanın yüreğine su serper. Çünkü insan, değer gördüğünü hissettiği yerde yeniden güç bulur.
Bugün dünyamızın en büyük ihtiyacı biraz daha anlayış, biraz daha vicdan, biraz daha huzurdur. İnsanlar birbirini kırmadan konuşabilmeyi, farklı düşünse de saygı duyabilmeyi yeniden öğrenmelidir. Çünkü gerçek bayram; sadece evlerde değil, gönüllerde yaşanır.
Dilerim ki bu bayram;
suskun kalplere umut,
yorgun ruhlara huzur,
ülkemize birlik ve bereket getirir.
Ve dilerim ki insanlar, yalnızca bayramlarda değil; hayatın her gününde birbirine insan olduğunu hatırlatabilsin.
Çünkü dünya ancak merhametle güzelleşir.
Yorum Yazın