Hayatın en büyük çelişkilerinden biri şudur:
İnsan, sevgiyi en çok arayan varlıktır; ama onu en çok şartlara bağlayan da yine insandır. "Beni seviyorsan...", "Bunu yaparsan...", "Bunu hak edersen..." diye başlayan cümleler, zamanla sevginin önüne görünmez duvarlar örer. Oysa sevgi, hesap tuttuğu anda eksilmeye başlar.
Belki de bu yüzden kedileri seviyoruz.
Çünkü onlar, sevginin pazarlığını yapmazlar.
Bir kedi sizi sevdiğinde ne unvanınıza bakar ne de cebinizdekinin hesabını yapar. Başarınızla övünmez, başarısızlığınızdan utanmaz. Dün yaptığınız bir hatayı bugün yüzünüze vurmaz. Ona göre siz, yalnızca yanında olmak istediği insansınızdır.
İnsan ilişkilerinde çoğu zaman kelimeler yorulur. Anlatamadıklarımız çoğalır. Kırgınlıklar büyür. Oysa bir kedi, tek kelime etmeden bütün bir günün yorgunluğunu omzunuzdan alabilir. Sessizce yanınıza gelir, dizinizin dibine kıvrılır, gözlerini kapatır ve o huzur veren mırıltısıyla adeta "Geçecek..." der.
Bilim insanları, kedilerin mırıltısının insan üzerinde sakinleştirici ve rahatlatıcı etkiler oluşturabileceğini söylüyor. Belki bunun bilimsel bir açıklaması vardır. Ama bana göre bunun adı sevgidir. Çünkü sevgi, en güçlü ilacın bile dokunamadığı yaralara dokunabilir.
Kediler yalnızca sevilmeyi değil, sevmeyi de bilirler. Evden çıktığınızda pencerenin önünde sizi bekleyen o sabırlı bakış, kapının açıldığını duyduğu anda koşarak karşılayan o telaş, gecenin sessizliğinde odadan odaya sizi takip edişi... Bunların hiçbiri tesadüf değildir. Onlar da kendi dillerince "Ailem sensin." derler.
Belki bunu kelimelere dökemezler; ama sevginin en güçlü dili zaten sözler değildir.
Hayatımız boyunca pek çok insanla karşılaşırız. Kimileri gelir, iz bırakır; kimileri yalnızca geçip gider. Fakat bazen küçücük bir can, bize koca bir ömür anlatır. Bir kedi, sabrı öğretir. Güveni öğretir. Beklemeyi öğretir. En önemlisi de sevginin yüksek sesle değil, yürekten yaşandığını öğretir.
Ne gariptir ki insanlar birbirini çoğu zaman dış görünüşüyle, düşüncesiyle, makamıyla ya da dünya görüşüyle değerlendirirken, bir kedi yalnızca kalbinizin attığını bilir. Ona iyi davranmanız yeterlidir. Gerisi onun için ayrıntıdır.
Belki de bu yüzden, dünyanın bütün çocukları kedilerle kolayca dost olur. Çünkü çocukların da kedilerin de ortak bir dili vardır: Saflık.
Bugün sokakta önünden geçtiğimiz her kedi, aslında bize insanlığımızı hatırlatan sessiz bir öğretmendir. Onlar konuşmaz; ama merhameti anlatırlar. Nutuk atmaz; ama sadakatin ne olduğunu gösterirler. Bir şey istemez gibi görünürler; oysa tek istekleri güvenle yaşayabilecekleri küçük bir köşe ve sevgiyle uzanan bir eldir.
Belki de asıl soru "Kedileri neden seviyoruz?" değildir.
Asıl soru şudur:
Biz insanlar, bir kedinin karşılıksız sevebildiği kadar birbirimizi neden sevmekte zorlanıyoruz?
İşte cevabını en çok aramamız gereken soru budur.
Çünkü dünya, sevginin eksikliğinden yoruldu.
Belki de onu yeniden güzelleştirecek olan; büyük nutuklar değil, sessizce mırlayan bir kedinin bize hatırlattığı o kadim hakikattir:
Gerçek sevgi, karşılık beklemeden var olabilmektir.
Yorumlar
Mustafa Somuncu
Mustafa Somuncu