Cevdet CANTİMOR
Cevdet CANTİMOR

Kel kâhya...

Yayınlanma: 17 Haziran 2026
Kel kâhya...
Milli takımımızın Avustralya'ya 2-0 kaybettiği Dünya Kupası D Grubu ilk maçı sonrası, ülkemizde taraftarlar, basın ve futbol camiasında epey yankı uyandırdı. 24 sene aradan sonra gidilen Dünya Kupası'nda elbette yenilgi yankı uyandırır. Ancak bu kadar ortası olmayan bir başka toplum olduğunu düşünmüyorum. Genel olarak hepimiz eleştirdik ancak şahsım adına futbolun genel geçer kaideleri içerisinde kalarak ve sadece bir 90 dakikaya göre eleştiri yaptık. O maça özgüydü. Medya da futbolcuların saçlarından tutun da yediğine, içtiğine, giydiğine varana kadar... Neler neler... Ancak bu mevcutta olan linç kültürü ile bizim bir yerlere gelmemiz mümkün değil.

Yenilgi sonrası medya da futbolun önde gelenlerinin yaptığı açıklamaların bir de yanlış anlaşılma, hemen suçlu arama ve kutuplaşma gibi birçok olumsuz sonucu doğurduğunu görüyoruz. Ben bu durumu kibir ve ego hastalığı olarak görüyorum ve kimsenin kimseye tahammül etmediği, "bizim insanımız herşey olmak istiyor" avukat, mühendis, futbolcu, teknik direktör, başkan, gazeteci, yazar, bakkal, manav kısacası herşey... En büyük sorunumuzun da bu olduğunu düşünüyorum. Örneğin mahalledeki Mehmet amca, tamirci Orhan usta, öğrenci Pınar hanım, avukat Necmi bu isimleri çoğaltabiliriz. Herkes herşeyi olmak istiyor ve herkesin herşeyde bir bilgisi olduğunu iddia ettiği bir toplumdayız. Böyleleri için bizim halk kültürümüzde "kel kâhya" diye bir deyim kullanılır. Kimse öğrenmek istemiyor herkes ben zaten biliyorum, ben herşeyi gördüm bilirim psikolojisinin kurbanı oluyor. 

İşte bu psikolojiden sonra örneğin; CERN de Fizik Profesörü bir hanımefendi X platformunda; "Massachusetts Üniversitesi'nden profesörlerle beraber, Atlas Çarpıştırıcısında Hadron da bir araştırma yapacağız" diyor ve altına bir çaycı abimiz yorum kısmına; "iyi araştır bence" yazıyor. Hadde bakar mısınız! Ne kadar enteresan değil mi? Kuantumu yalayıp yutan bir profesöre iyi araştır bence diye yorum yapılan bir toplumda yaşıyoruz. Bu sebeple hayatın tüm deneyim ve evrelerini, her saniyesini bir öğrenme olarak görmüyoruz. Akletmiyoruz ve körü körüne yaşamaya devam ediyoruz. Bu verdiğim sadece bir örnekti, bunları çoğaltabiliriz, hemen hemen hepimizin hayatında böyle insanlar çoktur. Lütfen zihnimizi bu bakış açısından kurtaralım, bizde varsa eğer, sıyrılalım, sıyrıldıktan sonra da hâlâ hayatımızda böyle tipolojiler varsa da bunlardan uzaklaşalım... 

Bugün biraz futbol üzerinden, futbolun sosyolojisini biraz açımlamak istedim. Milli futbolcularımızda, takımımızda, bireysel olarak bizler de her yoruma, her düşünceye aldırış etmeyelim, bunların altında yatan dürtüler; ego, kin, haset, öfke, nefret, şehvet ve şöhret olma tutkusundan başka birşey değildir. Bu da bizlerin popülerite şoku yaşadığımızı gösteriyor. Popüler her an, her daim değişkendir ve buna ayak uydurmaya çalışan yerel bir kültüre sahibiz. Bizde herkes herşeye sahip olmaya, herşeye hakim olmaya çalışır ve kendisinin herşeyden değerli olduğunu düşünür ama unutulmamalıdır ki; 

Yerin altı herşeye ve herkese sahip olmak isteyenler ve kendini herşeyden değerli olduğunu sananlarla doludur..!

Yorum Yazın

Yazarın Diğer Yazıları