TRT Spor'un haberine göre; "FIFA'nın açıklamasına göre, kura ile ön satışa sunulan bir milyondan fazla bilet, 212 ülkeden futbolseverler tarafından alıcı buldu. Ön satışta en fazla bileti alan ülkeler sıralamasında; ev sahibi ABD, Meksika ve Kanada başı çekerken, bunları İngiltere, Almaya, Brezilya, İspanya, Kolombiya, Arjantin ve Fransa izledi." (TRT Spor)
Turnuva 3 milyon 884 bin 204 seyirci ile tüm zamanların rekorunu kırdı.
Milli takım tribün kültürümüzün olmamasının başlıca faktörleri;
✔️ Sürdürülebilir bir başarının olmaması, yeterli düzeyde devamlılık sağlayan bir organizasyon katılımına sahip olamama durumu.
✔️ Ülke futbolumuzun yapılan yatırımlar düzeyine göre; doğru orantı da veya yükselen orantı da ilerlememesi, seviye olarak yatırımların altında kalması.
✔️ Ülkemizde kulüpçülük bilincinin, milli takım bilincine göre daha fazla yaygın olması, milli takım taraftarlığı sözde kalması, ligde şampiyonluk yarışı milli futbolu pasifize eder duruma getirmesi.
✔️ Vatandaşlarımızın bilet alım gücünün ve futbol organizasyon etkinliklerine katılmak için yeterli düzeyde ekonomik ve kültürel seviyeye ulaşmamış olması. (Sadece parasal değil, bilinçsel seviyenin de alt sınırda kalması.)
✔️ Federasyon yönetimleri, Merkez Hakem Kurulu ile Kulüpler Birliği arasındaki rekabet, çekişme ve sürekli bir kutuplaşma durumu, seyircinin takımdaşlık dürtüsünü tetikleyerek bir kimlikte bütünleşememe durumu oluşturması. (Milli takım adı altında eskiden hepimiz bir oluyorduk ancak kulüpçülük, senin takımın, benim takımım anlayışı taraftarı böldü.)
✔️ Milli takım ne zaman bir turnuvaya katılsa, hemen medya da bir prim haberlerinin, araba, villa hediye haberlerinin çıkması.
✔️ Popüleritenin altında ezilmek; popüleriteyi bizim değil, popüleritenin bizi yönettiğini görüyoruz. İzlediğim bir ulusal kanal TV programında dört kadın Spor spikerinin Dünya Kupası'ndan önce, kimin kazanacağını değerlendirdikleri bir kesitte, üç kadın spikerin Fransa ve bir kadın spikerin İspanya dediğini izledim. Hiçbiri Türkiye diyemedi çünkü endüstriyel futbolu, popülerite süzgecinden geçirdiğimizde Türkiye, süzgecin deliklerinden geçebilen değil, süzgecin üst tarafında tortulu, süzülemeyen kısımda kalıyor olması. Bunun dışında; ülkemizde yabancı tutkusu ve sevgisi zaten çok hakim ve insanımız da ister istemez bunun etkisinde kalıyor. Zıt kutuplar yasası hemen devreye giriyor.
✔️ Futbolcularımızın yeterli düzeyde özellikle fiziksel ve mental, kendilerini hemen hemen 2002'den beri hiçbir turnuvaya hazırlayamaması. Teknik kadro, futbolcular ve basın arasında hep bir gerginlik oluşması durumu, insanımızı çok yoruyor ve yıpratıyor. Taraftarın bu bıkmışlık psikolojisinde haklı tarafları olduğunu düşünüyorum. Bu ülkede 2017 yılında Makedonya maçı dönüşü, kendinden yaşça oldukça büyük bir basın mensubuna, bir futbolcu boğazına sarılıp darp girişiminde bulundu. Utanç verici bu olaylar yaşandı bu ülkede, bu isimler üstelik uzun süre burada futbol oynamaya devam etti, futbolun içinde kaldılar ve şuan da yönetmeye de devam ediyorlar unutmayalım. Biraz da çuvaldızı futbolcular, teknik ekipler, federasyon ve biz kendimize batırmalıyız... Başarısızlıklarda taraftarın payı yüzde 5'leri geçmez...
✔️ Eğlence, gösteriş, farkedilme çabası ve kendini kanıtlama tutkusu, hem taraftarımızda hem de futbol iklimimizde (futbolcu, federasyon, teknik ekip, basın vb.) disiplin ve başarıya odaklanma durumumuzu olumsuz etkiliyor. Kısacası hiçbir şeyi dozunda tutamama, hep uçlarda yaşama durumu. (Bunun birçok psikolojik sosyo-kültürel ve iktisadî sebepleri var ama onlara şimdi girip konuyu sıkıcı hale getirmek istemiyorum.)
Yorum Yazın