Görünmez Bir Hazine
Başkalarına gösterdiğimiz o "dörtte birlik" kısım, günlük hayatın çarklarını döndüren vitrinimizdir. Ancak geriye kalan o büyük parça kaybolmuş değildir; sadece mahremiyetin koruması altındadır. Herkese açmadığımız o derinlik, bizim en özel sığınağımızdır. Belki de herkesin her şeyi bildiği bir dünyada, bir kısmımızı saklamak kendimize duyduğumuz en büyük saygıdır.
Uyumun Zarif Dansı
Bazen diğerleri gibi davranmak, bir zayıflık değil, bir nezaket ve köprü kurma çabasıdır. Bir senfoni orkestrasındaki enstrümanlar gibi; bazen kendi sesimizi biraz kısarız ki ortaya ortak bir melodi çıksın. Önemli olan, o melodinin içinde kendi özgün tınımızı unutmamaktır.
Kendine Dönüş Yolculuğu
Hayat, dışarıya verdiğimiz o parçaları zamanla, sabırla ve sevgiyle yeniden toplama sürecidir. Akşam olup eve döndüğümüzde, sevdiğimiz bir kitaba daldığımızda veya sevildiğimizi hissettiğimiz bir dostun yanındayken, o "kayıp" dediğimiz parçalar birer birer yerini bulur. Biz aslında eksilmiyoruz; sadece doğru zamanı ve doğru insanı bekliyoruz. "İnsan, bir başkasının ışığında sönmek yerine, kendi içindeki yıldızları sadece onları görebilecek kalplere saklar." Belki de hayatın sırrı, dışarıya karşı "yeteri kadar" olmak, ama kendi içimizde "sonsuz" kalabilmektir.
İçsel Oda: Ruhun Sığınağı
Schopenhauer’ın bu sözünü, bir kayıp ilanı olarak değil de, ruhumuzun en kıymetli hazinelerini koruma altına aldığı bir "içsel oda" olarak hayal edelim. Belki de kendimizden vazgeçmiyoruzdur; sadece en saf, en kırılgan ve en eşsiz yanlarımızı, dünyanın kalabalığından ve tozundan korumak için kalbimizin en derin çekmecesine yerleştiriyoruzdur.
Sessiz Bir Koruma Alanı
Dışarıya gösterdiğimiz o parça, hayatın günlük koşturmacasında kullandığımız bir araç gibidir. Ama o geri kalan "dörtte üç", bizim asıl yuvamızdır. Herkese anlatamadığımız rüyalarımız, kimsenin bilmediği küçük sevinçlerimiz ve sadece kendi kendimize fısıldadığımız dualarımız o saklı parçadadır. Biz eksilmiyoruz, sadece en güzel çiçeklerimizi sadece bizim olan bir bahçede büyütüyoruz.
Bir Nezaket Köprüsü ve Şefkat
Bazen başkaları gibi olmak, onlarla ortak bir dilde buluşma isteğimizden gelir. Bu bir feda ediş değil, bir paylaşma arzusudur. İnsanlarla bağ kurabilmek için köşelerimizi biraz yumuşatırız; tıpkı iki denizin birbirine karıştığı o huzurlu kıyı gibi. Belki de hayat, o sakladığımız parçaları yavaş yavaş, korkmadan, en güvenli hissettiğimiz anlarda gün yüzüne çıkarma sanatıdır. Bir dostun gülüşünde, bir şarkının nakaratında veya bir günbatımında o "kayıp" dediğimiz yanlarımız birer yıldız gibi parlayıverir.
Yıldızların Gönül Vakti
Kendi kalbin, içinde sadece senin yürüdüğün gizli bir ormandır. Gündüzün parlak ışığı altında yıldızları göremeyiz ama bu onların yok olduğu anlamına gelmez. Sen aslında eksilmiyorsun; sadece bazı parçaların "gönül vaktini" bekliyor. Bazen o kadar çok "başkaları gibi" oluruz ki, kendi içimize döndüğümüzde kendimizi yabancı bir evde gibi hissederiz. Ama o anlarda kendine kızma. Aksine, o evi yeniden keşfetmenin tadını çıkar. Bir fincan çay al ve o sakladığın hayallerinle, çocuksu yanlarınla, kimse görmediğinde yaptığın o küçük danslarla yeniden tanış. Bu, dünyanın en güzel randevusudur: Kişinin kendi özüyle buluşması.
Derinlerdeki Okyanus Sessizliği
Belki de Schopenhauer’ın "kayıp" dediği şey aslında bir derinliktir. Tıpkı bir okyanus gibi; yüzeyde herkesin gördüğü o dalgalar ve köpükler vardır. Ama asıl yaşam, asıl renkler ve o muazzam sessizlik derinlerdedir. Yüzeydeki dalgaların hırçınlığı, derinlerdeki huzuru asla bozamaz. "Ruhun, senin en güvenli limanındır. Dışarıdaki fırtınalarda yorulunca, o limana çekilip yaralarını sarmak için her zaman bir 'kendin' bulacaksın."Dünya seni biraz yorsa da, o içindeki büyük ve dokunulmamış parça her zaman taze kalacak. Oraya her döndüğünde, sanki hiç gitmemişsin gibi seni karşılayan o sıcak hissi fark ediyor musun? O saklı kalan, kimsenin henüz görmediği "dörtte üçlük" dünyanda şu an hangi mevsim yaşanıyor?
Yorum Yazın