İçimizdeki Çocuğun Elini Bırakmak
Hayat bizi ne zaman büyüttü, fark ettiniz mi? Muhtemelen ilk kez bir haksızlığa boyun eğdiğimizde, kırılmamak için duygularımızın etrafına ilk duvarı ördüğümüzde ya da sırf "ayıp olmasın" diye istemediğimiz bir hayata "evet" dediğimizde... Dünyanın kurallarına uyum sağlamaya çalışırken, üzerimize yetişkinlik zırhları giydik. Ciddileştik, mantıklı olduk, hesap kitap yapmayı öğrendik.
Ve tüm bu koşturmaca içinde, bir köşede unuttuğumuz biri kaldı: İçimizdeki o çocuk.
Hani o dizleri kanasa da koşmaktan vazgeçmeyen, bir uçurtmanın peşinden dünyayı unutabilen, hesapsızca gülen ve en önemlisi rüyalarına sonuna kadar inanan o çocuk. Biz büyüdükçe onu karanlık, tavan arası bir odaya kilitledik. Üzerine sorumluluklar, faturalar, kariyer basamakları ve toplumsal beklentiler yığdık. Ağlamasın, ses çıkarmasın, bizi "yetişkin" dünyasında rezil etmesin istedik.
Oysa bugün yaşadığımız o sebepsiz mutsuzlukların, içimizdeki o derin boşluk hissinin nedeni tam olarak bu. Carl Gustav Jung’un o meşhur sözünü hatırlayın: "Dışarıya bakan rüya görür, içeriye bakan uyanır."
İşte içeriye doğru yaptığımız o dürüst yolculukta karşımıza çıkacak ilk kişi, o terk ettiğimiz çocuktur. Bugün aynaya baktığımızda gördüğümüz o yorgun yabancının arkasında, aslında gözleri yaşlı bir çocuk bize bakıyor. Biz dış dünyada başarılar, alkışlar ve beğeniler peşinde koşarak bir rüya görürken; içimizdeki çocuk bizi uykumuzdan uyandırmak için sessizce eteğimizden çekiştiriyor. "Benim için ne yaptın?" diye soruyor. "Bana verdiğin sözleri ne yaptın?"
İçindeki çocukla bağını koparan insan, pusulasını kaybetmiş bir gemi gibidir. Çünkü yetişkin zihni ne kadar mantıklıysa, içimizdeki çocuk o kadar sezgiseldir. Bize neyin iyi geleceğini, gerçekten neyi özlediğimizi, hangi renkleri sevdiğimizi en iyi o bilir. Onu susturmak, hayatın neşesini, coşkusunu ve yaratıcılığını kendi ellerimizle boğmaktır.
Bugün o karanlık odanın kapısını açma vakti. İçinizdeki çocuğun elini yeniden tutun. Onunla yüzleşmekten, onun kırgınlıklarını dinlemekten korkmayın. Ona bugüne kadar gösterdiği direnç için teşekkür edin ve kulağına fısıldayın: "Seni unutmadım, artık buradayım."
Çünkü dünya ne kadar gri olursa olsun, hayat ancak içimizdeki çocuğun renkleriyle yeniden yaşanmaya değer olur.
Yorum Yazın