Kendi Renginiz Daima Canlı Olsun, Hayatınız Gökkuşağı Gibi Olsun
Bazen bir cümle duyarız ve o cümle günlerce zihnimizin bir köşesinde yankılanır: "Kendi renginiz daima canlı olsun, hayatınız gökkuşağı gibi olsun." Bu sadece zarif bir temenni değil; modern insanın unuttuğu o neşeli, cesur ve çok sesli yaşam formülünün ta kendisidir.Hayat, bizden sürekli tek bir kalıba girmemizi bekler. İş hayatının ciddiyeti, sorumlulukların ağırlığı derken çoğumuz orijinal rengimizi kaybediyor, grinin tonlarında silikleşiyoruz. Oysa "kendi rengini canlı tutmak", dünyaya karşı bir duruştur. Sizi siz yapan neşeyi, o çocuksu merakı ve özgünlüğü korumaktır. Çevrenizdeki karamsarlık ne kadar koyu olursa olsun, kendi içinizdeki boya kutusunun renklerini her daim parlak tutmak tamamen sizin elinizdedir."Hayatın gökkuşağı gibi olması", her günün kusursuz geçmesi demek değildir. Gökkuşağı, doğası gereği tüm renklerin bir arada, uyum içinde durmasıdır. Hüzün de bir renktir ve resmi derinleştirir; coşku sarıdır, içimizi ısıtır; sakinlik ise mavidir, ruhumuzu dinlendirir. Önemli olan, hayatın bize sunduğu hiçbir rengi dışlamamaktır. Unutmayın ki gökkuşağı, ancak şiddetli bir yağmur ile güneş ışığı buluştuğunda doğar. Hayatınızdaki fırtınalar, aslında gelecek olan renklerin habercisidir.Bu hayat sizin tuvaliniz. Başkalarının koyu renklerini sizin üzerinize sıçratmalarına izin vermeyin. Bugün kendinize ve sevdiklerinize bu sözü hatırlatın: Her şeye rağmen gülümseyin, her şeye rağmen kendi doğallığınızı savunun. Çünkü dünyanın, sizin o eşsiz tonunuza ihtiyacı var.Kendi renginiz daima canlı olsun, hayatınız gökkuşağı gibi olsun!
Yorum Yazın