Gri Dünyada Kendi Rengini Korumak
"Diğer insanlar olmak için kendimizin dörtte üçünü kaybediyoruz." diyor Arthur Schopenhauer.
İlk duyulduğunda biraz hüzünlü gelse de aslında bu cümle hayatımıza tutulmuş çok şefkatli bir aynadır. Hepimiz çocukken kendimize has hayallerle, bizi benzersiz kılan küçük neşelerle büyürüz. Ancak büyüdükçe sevilmek, onaylanmak ve bir grubun parçası olabilmek için farkında olmadan kendimizden küçük parçalar feda etmeye başlarız. Başkaları kırılmasın diye sustuğumuz, çevremiz mutlu olsun diye istemediğimiz rolleri üstlendiğimiz anları hepimiz yaşarız.İşte Schopenhauer’ın bahsettiği o kayıp, kendimize haksızlık ettiğimiz bu anların bir toplamıdır. Kalabalıkların içinde kaybolmamak için verdiğimiz bu çaba, bizi zamanla kendi iç sesimizden uzaklaştırabilir. Oysa hayattaki en güzel, en samimi bağlar, biz kendi doğrularımızla ve tüm doğallığımızla var olabildiğimizde kurulur. Başkalarını mutlu etmeye çalışırken kendi ruhumuzu beslemeyi unutmamamız gerekir.İçimizdeki o kayıp parçaları aramak, aslında kendimize doğru çıkacağımız en güzel yolculuktur. Çoğu zaman hayatın koşturmacası içinde, "Başkaları ne der?" ya da "Acaba yeterince iyi miyim?" sorularının gürültüsünden kendi kalbimizin sesini duyamaz hale geliriz. Oysa insan; kusurlarıyla, kimseye benzemeyen tuhaflıklarıyla ve sadece kendine ait olan o çocuksu hevesleriyle bir bütündür.Başkalarının dünyasına sığışmak için kendimizi küçültmeyi bıraktığımız an, omuzlarımızdan devasa bir yükün kalktığını hissederiz. Çünkü gerçek huzur, herkes tarafından onaylanmakta değil; aynaya baktığımızda kendimizle barışık olabilmektedir. Bizi biz yapan o eşsiz detayları korumak bencilce bir davranış değil, aksine bu hayata karşı en büyük sorumluluğumuzdur.Kendimize karşı daha nazik olalım. Sizi siz yapan o özel renkleri, sırf başkaları griyi seviyor diye soldurmayın. Bu dünyaya başkalarının hayat hikayesinde bir figüran olmak için gelmediniz. Kendi hikayenizin başrolü olmak, kendinizi tüm eksiklerinize ve fazlalıklarınıza rağmen şefkatle kucaklamaktan geçer. Bugün o feda ettiğiniz dörtte üçlük parçadan geriye ne kaldıysa ona sıkıca sarılın; çünkü dünya, siz kendi benzersiz ışığınızla parladığınızda çok daha güzel ve anlamlı bir yer haline gelir.
Yorum Yazın