Hayat Koşmak Değil, Yolda Olmaktır
Hani hep sorarlardı ya çocukken; "Büyüyünce ne olacaksın?" diye... Hepimiz de o tatlı telaşla; iyi okullarda okuyalım, güzel işler bulalım, herkesin "başarılı" dediği o yere ulaşalım diye uğraşıp durduk. Dünya bizden sürekli bir yerlere tırmanmamızı, hiç durmadan ilerlememizi bekliyor sanki. Ama bazen insan o merdivenin basamaklarında bir an durup, gökyüzüne bakıp kendi kendine fısıldamadan edemiyor: "Tüm bu telaşın içinde, ben gerçekten mutlu muyum?"Etrafımıza bir baksak; hepimiz bir yerlere yetişmeye çalışıyoruz. İş yerindeki o bitmek bilmeyen işler, toplantılar, akşam eve gelince bile zihnimizin bir köşesinde dönüp duran o mailler... Hayatı sanki sadece yapılması gereken görevlerden ibaret bir liste gibi yaşamaya başladık. Oysa gün bittiğinde, sevdiğin bir dostunla içilen o sıcacık çayın, masadaki o içten kahkahanın, birinin gözlerindeki huzurun yerini hangi başarı, hangi unvan doldurabilir ki?Kariyer elbette hayatın bir parçası, ona lafımız yok. Ama hayat, sadece özgeçmişe eklediğimiz başarı çizgilerinden ibaret değil ki. Asıl başarı; bankadaki rakamlar veya kartvizitteki süslü unvanlar değil; akşam başını yastığa koyduğunda kalbinde hissettiğin o huzur. Çocuğunun yüzündeki o minik gülümsemeyi kaçırmamak, bir çiçeğin yavaşça açışını fark edebilmek ve en önemlisi; gün içinde kendine dönüp "Bugün nasılsın, gerçekten iyi misin?" diye soracak o vakti ayırabilmek...Sürekli koşturmak zorunda değiliz. Bazen vites küçültmek, durup manzaranın tadını çıkarmak, hatta sadece "hiçbir şey yapmadan" öylece oturmak da hayatın bize sunduğu en büyük hediyelerden biri. Kendimize bu kadar yüklenmeyi artık biraz bıraksak mı? "Bir gün her şey yoluna girince yaşarım" diye hayatı ertelemekten vazgeçsek... Unutma; hayat yarınki büyük planlarda değil, tam da şu an, biz başka şeyler düşünürken avuçlarımızın arasından akıp giden o küçük, güzel anların içinde saklı.
Yorum Yazın