Yolun Ortasından Sesleniyorum
Hayat bazen bizi öyle bir noktada durdurur ki ne bir adım ileriye gidecek gücü buluruz kendimizde ne de geriye dönecek bir köprü bırakmışızdır arkamızda. Tam o kırılma noktasında, yani yolun tam ortasında sıkışıp kalız. İşte bugün size tam da o araf hissinin tam kalbinden, yolun ortasından sesleniyorum.
Modern zamanların en büyük yanılgısı, bize her zaman net olmamız gerektiğini dayatmasıdır. Ya siyah olacaksındır ya beyaz. Ya tamamen geçmişe ait kalacaksındır ya da geleceğe doğru gözü kapalı koşacaksındır. Oysa insan ruhu bu kadar keskin çizgilerle yürüyemiyor. Bazen eski hayatımızın o tanıdık, güvenli ama artık bizi mutsuz eden limanına geri dönemiyoruz; çünkü oraya ait olmadığımızı artık çok iyi biliyoruz. Ama diğer taraftan, önümüzde duran o yepyeni, bilinmez adımı atmaya da cesaret edemiyoruz. Korkuyoruz.
İşte bu iki karar arasında sıkışıp kalma hâli, bir tembellik ya da kararsızlık değil, aslında insanın kendiyle verdiği en dürüst savaştır. Elimizde valizlerle beklediğimiz o hayali istasyonda, hangi trene bineceğimizi bilemeden geçen saatler gibidir hayat. Ne eskinin yükünü taşıyabiliyoruzdur artık ne de yeninin getireceği belirsizliği göğüsleyebiliyoruzdur. Tıpkı iki kıyı arasında akıntıya kapılmış bir sandal gibi, sadece duruyoruzdur.
Fakat unutmamak gerekir ki yolun ortasında duruyor olmak da yolculuğun bir parçasıdır. Durmak, kaybetmek demek değildir; bazen sadece nereye gideceğini daha iyi görmek için verilen mecburi bir estir. Eğer siz de bugünlerde ne geçmişe sığabiliyor ne de geleceğe adım atabiliyorsanız kendinize yüklenmeyi bırakın.
Yolun ortasında sıkışıp kalmış olmak, yakında çok büyük bir yön değişimi yapacağınızın habercisidir. Bırakın o sandal biraz dalgalarla sallansın. Doğru rüzgâr estiğinde, o cesur adımı zaten atacaksınız. Şimdilik sadece durmanın, o arafın sesini dinlemenin tadını çıkarın.
Yorum Yazın