Eski Bayramlar mı Değişti, Yoksa Biz mi ?
Zamanın akış hızına yetişmeye çalışırken, takvim yaprakları dönüp dolaşıp bizi yine o bildik, içimizi ısıtan limana ulaştırıyor: Bayramlar. Kimileri için yorgunluk atılacak upuzun bir tatil, kimileri için memleket hasretini dindirme bileti, kimileri içinse çocukluğun o masum, kokulu anılarına açılan zarif bir kapı... Bugünlerde hemen her köşe başında aynı tatlı sitemi duyuyoruz: "Ah, nerede o eski bayramlar!" Peki, gerçekten değişen bayramlar mı? Yoksa hayatın tatlı telaşında önceliklerini, çocuksu heyecanlarını ve en önemlisi de birbirine ayıracak o kıymetli vakti fark etmeden tüketen bizler miyiz?
Eskiden bayram, günler öncesinden yüreğimize düşen tatlı bir telaştı. Özenle seçilen bayramlıklar baş ucuna konur, sabaha karşı henüz güneş doğmadan çocuksu bir neşeyle uyanılırdı. Adımların neşeyle atıldığı o mahalleler, mendil arasına özenle saklanmış harçlıklar ve o mendilin kokusuna karışan renkli bayram şekerleri... Bugün ise bayramın gelişi, daha çok akıllı telefon ekranlarına düşen toplu mesajlarla ya da sosyal medya hikayelerindeki o süslü görsellerle hayatımıza giriyor. Büyüklerin ellerinden öpmenin yerini görüntülü aramalar, yüz yüze yapılan o sıcacık sohbetlerin yerini ise minik emojiler alıyor. Teknolojinin mesafeleri kısaltıp hayatımızı kolaylaştırması şüphesiz büyük bir konfor, ama insan sormadan da edemiyor: Acaba aradaki o samimi dokunuşu, gözlerin içindeki o ışığı ve kalpten kalbe giden o görünmez bağları da biraz eksiltmiyor muyuz?
Büyükşehirlerin yorucu temposundan sıyrılmak isteyen modern insan için bayram, artık çok haklı bir nefes alma fırsatı. Şehirlerin sessizliğe gömülmesi, sahil kasabalarının neşeyle dolması bu yüzden... Ancak bu güzel tercih, bayramın özünde saklı olan "bölüşme", "hatırlanma" ve "gönül alma" ruhunu biraz gölgede bırakıyor. Unutmamalıyız ki bayramlar; kırgınlıkların tatlı bir tebessümle unutulması, uzaktakilerin yakın olması ve yalnız kalmış yüreklerin kapısının çalınması için çok güzel birer bahanedir. Eğer bu bahaneyi sadece bir dinlenme tatili olarak geçirirsek, geriye takvimde kırmızıyla boyanmış birkaç sıradan günden başka bir şey kalmıyor. Oysa bayramı bayram yapan, bir sofranın etrafında toplanan sevdiklerimizin çıkardığı o neşeli gürültüdür.
Belki de "eski bayramlar" diyerek geçmişe özlem duymayı bir kenara bırakıp, bugünün bayramlarına o eski ruhu yeniden üflemenin yollarını aramalıyız. Bunun için büyük şeylere ihtiyacımız yok, küçük adımlar yeter: Rehberimizdeki isimlere sadece toplu bir mesaj göndermek yerine doğrudan arayıp o sıcak seslerini duymayı deneyebiliriz. Yolumuzu gözleyen, bir tatlı sözümüzü bekleyen bir büyüğümüzü ziyaret edip hatırını sorarak bir yorgunluk kahvesi içebiliriz. Çocuklara sadece harçlık vermekle kalmayıp, onlara büyüdüklerinde yüzlerinde tebessümle hatırlayacakları sıcacık bir bayram anısı hediye edebiliriz.
Bayramlar, zaman ne kadar hızlı akarsa aksın, kalbimizden silinmeyecek kadar köklü geleneklerdir. Onları sıradan birer tatil gününden ayırıp yeniden o eski neşesine kavuşturmak bizim elimizde. Yeter ki içimizdeki o çocuksu heyecanı ve paylaşmanın getirdiği o eşsiz huzuru kaybetmeyelim. Herkesin sevdikleriyle sarıldığı, neşenin ve huzurun paylaştıkça çoğaldığı, o özlediğimiz "eski" sıcaklıkta bayramlar dilerim.
Yorum Yazın